Yatırım tavsiyesi değildir.

Yatırım tavsiyesi değildir.
Photo by David von Diemar / Unsplash

İki ayrı doktor ayrı ayrı "-meli, -malı" cümleleri kurmamdan şikayetçi. Hayatı şartlarla, koşullarla yaşıyormuşum. Başka türlü nasıl yaşanır? Koşulların olmadığı, hayatın hep bir şeylere bağlı olmadığı bir şekli mümkün mü? İnsanlar, koşulsuz, şartsız nasıl yaşarlar? Ya da belirsizliklerle! Tamamen delilik. Ben, bilmek isterim her şeyin sonunu. Ne yaparsam ne olacağını. Belirsizliklere ve ihtimallere tahammülüm yok benim.

Yazmıştım bir önceki yazımda. Uzun zamandır düşünüyorum aslında bu konuyu. İnsanlar koşulsuz nasıl yaşarlar diye. Sanırım, iki tür insana bağlı. Koşullarla büyütülenler ve koşulsuz sevilenler. Koşulsuz sevgi nedir? Bir anne babanın sevgisi diyorsanız, hayır. Anne babalar da gayet güzel koşullu sevebilirler.

Sevgi, sevilmek, bir algı konusudur. Sizin hissettiğinizi çocuğunuzun bilmesi için göstermeniz gerekir. Çocuklar, onaylanmak, farkedilmek, takdir edilmek isterler. Eğer onları takdir etmek için, takdir edilecek şeyler bekliyorsanız, siz koşullarla seviyorsunuzdur. Oysa, bir gülümsemeyi, basit iki oyuncağı yan yana getirip bir oyun kurmasını takdir etmelisiniz. Matematikte kötü olsa da, resimlerinin güzel olmasını takdir etmeli, bunu belli etmelisiniz. Uslu olursa oyuncak hak etmemeli bir çocuk. Çocuk, çocuk olduğu için oyuncak alabilmeli.

Konu, böyle büyüyenler ve büyümeyenler meselesi. Ben böyle büyümedim. Hedefler oldu. Hep, oku büyük adam ol denildi. Çok çalış. Derslerin neden böyle? Ispanak yemezsen kek yiyemezsin.

Son bir aydır durmadan düşünüyorum. Koşullar olmadan insan nasıl yaşar diye.

Doğru sorular doğru cevapları getirir. Bu yanlış bir soruydu kendime sorduğum. Asıl soru şu:

Sonuçlara ihtiyacımız var mı gerçekten?

İyi bir ebeveyn, iyi bir eş, iyi bir insan, iyi bir çalışan olmak için yerine getirmeniz gereken binlerce kural ve koşul mu var? Siktir edin onları.

İyi bir ebeveyn olmaya ihtiyacınız yok. İyi bir eş de. İyi bir insan bile olmanız gerekemez. Kendinize abuk subuk hedefler koymayı bırakın. Ben iyi bir babayım, demek size düşen bir şey değil. Bunun kararını çocuğunuz verir. Çok mu çalışıyorsunuz? İyi bir gelecek mi vermek istiyorsunuz? Peki ne kadarı yeterli? Peki bunu yaparken çocuğunuzun babasından ne kadar çalıyorsunuz? Yirmi yıl sonra çocuğunuz çıkıp, sen hep işini sevdin derse ne cevap vereceksiniz?

Asıl soru, sonuçlara ihtiyacınız var mı gerçekten? Eğer sonuçlardan vazgeçmeyi öğrenirseniz, koşulların tamamı gereksiz hale gelir. Artık sizi bağlayan ve üstünüze çöken tüm düşünceler yavaş yavaş dağılırlar.

Peki ne yapmalı? Ne olmalı?

Hiç. Sadece neyi en iyi yaptığınızı bulun ve onu yapmaya devam edin. Kendiniz olun daha fazla. Kendinize bir şeyleri denemek için şans verin. Sonuçta olduğunuz kişi, yani siz, eğer iyi bir ebeveyn gibi gelmiyorsa size, sakin olun. Mutlu bir ebeveyn çok çalışan bir ebeveynden iyidir. Siz, sizi mutlu eden şeyleri bulun ve onları yapın. Gerisi gelir.