Selam

Selam
Photo by Nicole Herrero / Unsplash

Hayatım boyunca kendimi insanlara kabul ettirmeye çalıştım. İçine girdiğim her ortamda şebekliklerimin ve gereksiz esprilerimin, çok konuşmamın, çok gülmemin ya da bazen gitar çalmamın sebebi budur. İstedim ki, beni de aralarına alsınlar. Onlardan birisi gibi görsünler. Ayrı kalmayayım. Tüm uğraşlarım beni yalnızca daha öteye sürükledi. Her buluşmadan biten enerjimle ayrıldım.

Balık tutmayı bilmem. Anlamam. Sabah gün doğmadan bir arkadaşımla balık tutmaya gitmek isterdim. Balık tutmayı, iyi dans etmeyi, yorulmadan koşmayı bilmek isterdim.

Biraz sanırım bu. Yani, ortak şeyler insanları bir araya getiriyor ve ortaya arkadaşlık çıkıyor. Oysa ben, sevmedim değil de, ilgim olmadı ne futbola, ne arabalara, ne video oyunlarına ne de kuytularda içki içmeye. Babam ne zaman maç izleyecek olsa, diğer tüm akşamlarda yaptığı gibi lokale giderdi. Eh, götürmezdi de. Ne bileyim ben futbolu? Beşiktaş'tan bir oyuncu söyle desen söyleyemem. Maç yapmayı bilmem. Sporla aram iyi değildir. Zaten ilgimi de çekmez. İnsanların ilgisini ne çeker? Neden yaparlar onca şeyi?

Biraz ortak şeyler işte. Bende pek yok. Oturup, iki Ali Lidar şiiri okuyacak, birlikte gitar çalacak, söyleyecek, dandik plastik maketler yapacak, amiral battı oynayacak ya da sessizce oturup satranç oynayacak pek kişi yok çevremde. Ya da uzaylıları, hayaletleri, halk hikayelerini de tartışabilirdik. Tahtadan gemiler yapardık. Yüzdürür de batırırdık.

Arkadaşınız varsa güzel şey. Ne güzel şey.

İki ayrı doktor ayrı ayrı "-meli, -malı" cümleleri kurmamdan şikayetçi. Hayatı şartlarla, koşullarla yaşıyormuşum. Başka türlü nasıl yaşanır? Koşulların olmadığı, hayatın hep bir şeylere bağlı olmadığı bir şekli mümkün mü? İnsanlar, koşulsuz, şartsız nasıl yaşarlar? Ya da belirsizliklerle! Tamamen delilik. Ben, bilmek isterim her şeyin sonunu. Ne yaparsam ne olacağını. Belirsizliklere ve ihtimallere tahammülüm yok benim.

Kendi topuğuma sıkıyorum.

Pfff.