Hangi edebiyat?

Tamam. Bu yazacaklarıma katılmama hakkına sonuna kadar sahipsiniz. Üzgünüm, blog yazılarım yorum kabul etmiyor. Tanışmak ve bu konuyu tartışmak isterseniz, iletişim bölümüne bakabilirsiniz.

Gelelim konuya. Hangi edebiyat?

Son zamanlarda çok sık duyduğum bir konu var. "Abi, ben edebiyat okumak istiyorum, bunlar ne? Kağıt israfı, çöp! Ben daha derinliği olan şeyler okumak istiyorum. Düşündürmeli, yormalı."

Peki güzel kardeşim de, bahsettiğin kitabı senin için edebiyat dışı yapan nedir?

Hadi diyelim roman odağında konuşuyoruz, alanımızı daraltalım. İlk etapta aklıma gelen edebiyat türleri: Korku, gotik, polisiye, gerilim, bilimkurgu, fantastik, distopya, aşk, erotik, tarihi romanlar, macera, western, savaş edebiyatı, mizah, çocuk ve gençlik, mitoloji, büyülü gerçekçilik, kara mizah, noir, cyberpunk, steampunk, post-apokaliptik...

Sonra tabi yaklaşıma göre mi ayırmalı acaba? Klasisizm, romantizm, realizm, natüralizm, sembolizm, ekspresyonizm, sürrealizm, varoluşçu edebiyat, absürt edebiyat, postmodernizm, bilinç akışı, Beat kuşağı, yeraltı edebiyatı (ben buralarda bir yerlerdeyim), kirli gerçekçilik, transgresif edebiyat, punk edebiyatı (AYI'yı okudunuz mu?), toplumcu gerçekçilik, hapishane edebiyatı, sürgün edebiyatı, kadın edebiyatı, LGBTQ+ edebiyatı...

Ha! Tabi pardon, bazıları coğrafyaya göre ayrılmayı sever. Rus edebiyatı, Fransız, İngiliz, Amerikan, Alman, ... Japon, Çin, Hint, Arap, Fars, Balkan, Doğu Avrupa, Afrika, Türk edebiyatı (Divan mı, Halk mı, Tanzimat sonrası modern Türk edebiyatı mı? Hangisi)

Bir de tabi, bahsetmeden olmaz. Bence şunlarda kesinlikle okumaya değerdir: fanzin/bağımsız yayın, fan fiction, grafik roman.

Şimdi tabi, örneğin punk edebiyatı insana ne katar ki? Değil mi?

Punk edebiyatında sistem seni nasıl şekillendiriyor sorusu sorulur. Güzel cümle, olgun karakter, tatmin edici son aranmaz. Ham, kırık, kaba bir dille yazılır. Sana otoriteden şüphe etmeyi öğretir, sahicidir, kenarda kalanları görürsün (yoksullar, uyumsuzlar, bağımlılar, işsizler.. ders vermez, anlamak için okursun). Öfkeyi anlarsın. Nihilizmi dibine kadar yaşarsın ama nihilizm kelimesi bir kez olsun geçmez.

Erotik edebiyatta odak arzulardır. Beden ve duygu ilişkisi kavranır. Tabuları sorgularsın. Toplumun "ayıp" saydığını, bunu neden yaptığını ve bu ayıpların kimi koruduğunu görürsün. Güç ilişkilerini, insan psikolojisini, farklı tercihleri, bu tercihleri nelerin şekillendirdiğini görürsün. Farklılıkları anlamada yardımcı olur. Sana ayıp olanın başkasına olmayabileceğini ve bunun tamamen normal olduğunu görürsün. Ayrıca edebi olarak harika atmosfer kurarlar. Çünkü bu arzular, doğru atmosferde şekillenir. Kokular, tatlar, ışık, her şey buna hizmet eder.

Bir de şu var! Derinlik dediğin cümlenin uzunluğunda mı? Tamam, aradığın ağdalı, uzun cümleli dil mi? Peki neden? Neden bir yazarın ya da kitabın dilin kendisini sonuna dek kullanmasını bekliyorsunuz ki? Yazarın böyle bir misyonu yoktur. Dil zaman içinde evrimleşir, kelimeler değişir, cümle yapıları şekillenir. Dil, dönemin ruhudur. Günceldir. Romanda dilin ve yazarın tek bir amacı vardır, iletişim. Doğru anlaşılma. Ses denemeleri ve şiirsel anlatım da bazı yerde bu anlaşılma ihtiyacının parçasıdır. Bazıları için kısa, yalın cümle zihindeki kalabalığı düzenlemenin yoludur. Ağdalı cümlelerin arkasına saklanıp anlaşılmayı beklemekten iyidir. Dilin basitliği bir suç değildir. Aksine; yoğun duyguları, düşünceleri, insanın derdini insana yalın şekilde anlatabilmek ve okuyucuya 'adam benim ne yaşadığımı anlamış' dedirtebilmek ayrı bir kabiliyet ister.

Diyeceğim o ki, 'edebiyat okumak istiyorum' derseniz adama sorarlar; hangi edebiyat? Eğer sizin için tek bir edebiyat varsa, belki de sığ olan siz olabilir misiniz?

← Blog'a Dön